Dünya Sağlık Örgütü tarafından pandemi ilan edilmesinin üzerinden geçen bunca zamana rağmen COVID-19 salgını can almaya ve can yakmaya devam ediyor. Bu süreçte kimimiz sevdiklerini bu salgın sebebiyle kaybetti kimimiz bu hastalığı çok zor atlatabildi. Yeni mutasyonların ortaya çıkması, salgınla mücadeleyi zorlaştırıyor. Bilim insanları Covid-19 hastalığına karşı geliştirilen aşıların salgınla mücadelenin en etkili yolu olduğunu açıklarken aşı olmayı reddedenler, aşılamanın insan haklarına aykırı olduğunu savunarak ülkemizde dahil olmak üzere dünyanın birçok yerinde protestolarına devam ediyor.
Salgının sosyolojik, psikolojik etkileri halen en derinden hissedilirken, salgından en olumsuz etkilenen iş ve eğitim dünyası vaka sayısının tekrar artışa geçmesi üzerine “zorlayıcı” yeni karar ve tedbirler almak zorunda kaldılar.
Facebook ve Google gibi büyük şirketler, çalışanlarını aşı olmaya teşvik ederken CNN International Kovid-19 aşısı yaptırmayan 3 çalışanının işine son verdi. ABD’nin havayolu şirketi United Airlines ise çalışanlarına aşı yapmayı zorunlu kıldı. Avrupa Birliği’ne üye birçok ülke ise “aşı kartını” yürürlüğe soktu ve aşı yaptırmayanlara başkaca yasaklar da getirileceği yönünde açıklamalarda bulunuldu.
Türkiye’de henüz “zorunlu aşı” uygulaması ile ilgili resmi makamlarca alınan bir karar olmasa da bazı kurum ve işletmeler aşılarını yaptırmayan vatandaşların kapalı alanlara girişlerini kısıtlayacağını duyurdu. Bir Holding personeline 15 Eylül’e kadar aşı yaptırmaları için süre vererek bu süreye kadar aşı yaptırmayan iş akdini sonlandıracağını duyururken , özel bir eğitim kurumu aşı olmayan çalışanlarıyla yollarını ayıracaklarını açıkladı. Yine Türkiye Kahveciler Kıraathaneciler ve Büfeciler Federasyonu, iki doz aşısını yaptırmayan müşterilerini işyerlerine almayacaklarını açıklarken, İstanbul’da altı ilçenin fırıncılar odası temsilcisi, aşı olmayanları fırınlara almayacaklarını, ekmek satmayacaklarını duyurdu. Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu (TESK) ise üyelerine işyerlerinde aşı olmayan işçi çalıştırılmamasını bildiren genelge gönderdi.
Özel sektörde bazı iş yerlerinin aşı olmayan çalışanlarını ücretsiz izne çıkarma, iş akdini feshetme gibi uygulamalar yaptığı görülmeye başlandı. Ancak aşı olmayan çalışanlara ücretsiz izin uygulamasının hukuka uygun olmadığını ve bu sebeple yapılacak feshin de geçersiz sayılacağını söylemek gerekir. Zira ülkemizde virüs salgını nedeniyle aşı olunmasını zorunlu kılan bir kanun hükmü bulunmadığından, bu sebeple işine son verilen işçinin İş Kanunu kapsamında feshin geçersizliği ile işe iade davası açma ve tazminat talep etmesi mümkün olabilecektir.
Özel sektörde bazı kararlar alınıp uygulanırken ,Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı çalışma hayatını düzenleyici, işçi - işveren ilişkilerinde çalışma barışının sağlanmasını kolaylaştırıcı ve koruyucu tedbirler almak, iş sağlığı ve güvenliğini sağlayacak tedbirlerin uygulanmasını izlemek Bakanlığımızın asli görevleri arasında açıklaması ile 2 Eylül'de 81 ilin valiliğine gönderdiği yazı dikkat çekici ve büyük bir öneme haizdir. Bakanlık bu yazı ile;
“İşverenlerin, işyerinde karşılaşılabilecek sağlık ve güvenlik risklerine yönelik koruyucu ve önleyici tedbirler hakkında tüm işçilerini bilgilendirmekle yükümlü olduklarını, işverenlerin COVID-19 aşısı tamamlanmamış işçilerini yazılı olarak ayrıca bilgilendirmesi, bilgilendirme sonrasında aşı olmayan işçilere, kesin COVID-19 tanısı konması durumunun iş ve sosyal güvenlik mevzuatı açısından olası sonuçları da işveren tarafından bu durumdaki işçilere bildirilmesi gerektiği, COVID-19 aşısı olmayan işçilerden 6 Eylül 2021 tarihi itibariyle zorunlu olarak haftada bir kez PCR testi yaptırmaları işyeri/işveren tarafından istenebileceği, test sonuçlarının gerekli işlemler yapılmak üzere işyerinde kayıt altında tutulabileceği”ne ilişkin bir bilgilendirme yaptı.
Bakanlık tarafından bilgilendirme olarak adlandırılmışsa da işyerinde hem işçilerini hem de müşterilerini korumak için gerekli tedbirleri almak zorunda olan işveren bakımından bu yazıda yer alan hususlar, hem bir hak hem de yasal bir yükümlülük olarak değerlendirilebilir. Zira işveren tarafından aşı olmayan işçilerden haftada bir kez PCR testi istenen çalışanın, bu testi yaptırmaması halinde hukuki sonuçları ne olacaktır? BÜ durumda işçinin işine haklı olarak son verilebilecek midir? Kanaatimizce işçinin aşı yaptırmaması durumunda işten çıkarılması yasal olarak mümkün olmazken, işçinin hem aşı hem de PCR testi yaptırmayı kabul etmemesi halinde işverenin iş ve işçi sağlığı ve iş güvenliği kapsamında gerekli tedbirleri alabileceği gözetilerek işçinin iş akdini haklı olarak feshi söz konusu olabilecektir.
Diğer taraftan işverenin aşı olmayan işçiden PCR testi talep etmemesi diğer çalışanlar tarafından iş akdini haklı sebeple feshi sebebi sayılabilir mi? İşverenlerin işyerinde hem işçilerini hem müşterilerini koruma yükümlülüğü çerçevesinde gerekli her türlü tedbiri alması gerektiğinden işverenin aşı olmayan işçiden PCR testi talep etmemesi sonucu bir zararın doğması halinde işçi iş akdini haklı olarak feshedebilir.
İşverenler, Bakanlığın ilgili yazısı kapsamında aşağıda yer verilen başlıklar halinde iş güvenliği uzmanları ve işyeri hekimlerinin de katılımı ile "İşyeri Uygulama Esasları " belirleyebilir.
• Çalışanların aşı kartlarını istemek ve söz konusu bilgileri işçilerin özlük dosyasında Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'na uygun olarak saklamak.
• Aşı olmayan işçilere aşı olmanın işyerinde belirlenen bir iş sağlığı ve güvenliği tedbiri olduğu ve aşı olmamaları halinde kendilerinin ve iş arkadaşlarının sağlıklarını tehdit edebileceklerini ve buna bağlı olarak da hukuki sorumlulukları bulunduğunu yazılı olarak kendilerine tebliğ etmek.
• Aşı olmayı reddeden çalışanların haftanın hangi günü ve ne şekilde PCR negatif test sonucunu işverene sunması gerektiğini açıkça belirtmek.
Özel sektörde alınan karar ve uygulamalar, Sağlık Bakanlığı’nın son günlerdeki açıklamaları, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın Valiliklere gönderdiği yazı dikkate alındığında benzeri kısıtlamaların ülke genelinde yaygınlaşacağı ve beraberinde "zorunlu aşı kararı alınabilir mi, yasal mı" sorusunu akıllara getirmektedir.
Sağlık alanındaki temel haklar, yaşam hakkı ile kişinin maddi ve manevi bütünlüğünün korunması ve geliştirilmesi hakkı (tıbbi müdahaleyi ret hakkı)dır. Zorunlu aşı uygulamasına geçilmesini isteyenler yaşam hakkının korunması için aşıyı savunurken, aşı karşıtları aşının zorunlu hale getirilmesinin vücut dokunulmazlığının ihlal edileceğini iddia etmektedir. İnsan Hakları Hukuku bakımından birbirine karşı üstünlük iddiasında bulunan bu iki hakkın karşı karşıya gelmesiyle ortaya çıkan hakların çatışmasında hangi hakka üstünlük tanınacaktır?
En temel haklardan olan "Yaşam Hakkı" Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın, 17.maddesi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. ve Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 6. maddesinde güvenceye alınmıştır. Devletin, yaşam hakkını korumada pozitif yükümlülüğü olup bu hakkın korunması için gerekli yasal düzenlemeleri yapmak durumundadır. Devletin yaşam hakkına ilişkin pozitif bir yükümlülüğü, kamusal makamların tüm bireylerin birbirine karşı ve hatta kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğünü içermektedir.
Kişinin maddi ve manevi bütünlüğünün korunması ve geliştirilmesi hakkı da Anayasa’da güvence altına alınan vücut bütünlüğü hakkıyla sıkı bir bağlantı içindedir. Anayasa md. 17/2’de yer alan vücut bütünlüğü hakkıyla ilgili yaşam hakkı gibi Devletin bir koruma yükümlülüğü vardır. Zorunlu aşı uygulaması kişinin vücut bütünlüğü hakkını sınırlandıran bir uygulama olarak kabul edilebilir. Bu nedenle zorunlu aşılama öncesinde bu konuda yasal düzenleme yapılarak, bu yetkinin kim tarafından, nasıl ve ne şekilde, hangi amaçla kullanılacağını, kapsamını ve bireylerin buna karşı başvuru yollarını belirleyen kanuni bir düzenlemenin varlığı şarttır.
Zira Türkiye’de salgın hastalıklar konusunu düzenleyen 1930 tarihli Umumi Hıfzıssıhha Kanununun güncel olmaması sebebiyle bu kanun, zorunlu aşılama konusunda yasal dayanak olmaktan uzaktır. Umumi Hıfzıssıhha Kanununun 52. maddesinde kolera, veba, lekeli humma, karahumma gibi hastalıklara yönelik bir aşı zorunluluğu getirilebileceğinden bahsedilmişse de 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nda, Covid-19 hastalığına karşı geliştirilen aşıların uygulanmasına dair açık bir hüküm yoktur. Bu sebeple bu kanuna dayanılarak aşı zorunluluğu kararı ve uygulaması Anayasanın 17. Maddesine aykırılık teşkil edecektir. Her ne kadar Umumi Hıfzıssıhha Kanununun 52. maddesinde sayılmayan hastalıklar için aynı kanun 64. Maddesi ve Sağlık Bakanlığı’nın çalışma alanını düzenleyen kanunda halk sağlığının korunması ve hastalıklarla mücadele edilebilmesi adına bir kısım düzenlemeler varsa da bu tip genel düzenlemeler ve yetkilendirmeler temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılabilmesi bakımından yeterli gözükmemektedir. Kanunda açık bir düzenleme olmadığından zorunlu aşı hakkında yapılacak değerlendirmede ulusal ve uluslararası Mahkeme kararlarına bakmak yerinde olacaktır.
Anayasa Mahkemesi, zorunlu bebeklik dönemi aşıları hakkında yapılan bir bireysel başvuru sonucunda 11.11.2015 tarihli ve B. No: 2013/1789 sayılı Halime Sare Aysal kararında; Bakanlık genelgesine dayanılarak yapılan aşının kanuni dayanak ile sağlanması gereken öngörülebilirliği sağlamadığını, Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun 64. maddesinde Sağlık Bakanlığı’na gerekli tedbirleri almak için verilen yetkinin genel nitelikli önlemler olduğunu belirtmiş, zorunlu aşı düzenlemelerinden kanunda açıkça yer verilmemiş olanların uygulanmasının Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine, karar vermiştir.
Çekya’da çocuklarına zorunlu aşı yaptırılmasına karşı olan bazı ailelere ceza verilmesine ilişkin kararın hak ihlali olduğu iddiası ile AİHM’ye başvurusu sonucunda AİHM; Mahkemenin 08.04.2021 tarihli, B.No: 47621/3 kararıyla para cezasının aşırıya kaçmadığı, çocukların kreşe kabul edilmemelerinin bir ceza değil önlem olduğu, Çekya’da izlenen sağlık politikasının "çocuk yararını" hedeflediği, amacın her çocuğun aşı yoluyla ciddi hastalıklara karşı korunması olduğu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8. maddesinde düzenlenen "özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edilmediği, karar vermiştir.
Kararlar incelendiğinde toplum sağlığının korunması, müdahalenin kaçınılmaz ve zorunlu olması halinde kişinin maddi ve manevi bütünlüğünün korunması hakkının Kanunla kısıtlanabileceğini söylemek mümkündür. Ne var ki ülkemizde zorunlu aşı uygulamasına ilişkin hali hazırda hukuki bir düzenleme olmadığından zorunlu aşının uygulanabilmesi için belirlilik ve kesinlik ölçütleri içeren bir kanuna ihtiyaç vardır. Bu düzenleme yapıldığında zorunlu aşı uygulaması mümkün olabilecek ve yaşam hakkı ile kişinin maddi ve manevi bütünlüğünün korunması ve geliştirilmesi hakkı (tıbbi müdahaleyi ret hakkı) çatışmasında "yaşam hakkına" üstünlük tanınabilecektir.
Sağlık ve esenlikle ..
Detaylı bilgi için;
/ Yasal Uyarı
Sayın Ziyaretçimiz;
Internet sitemizde bulunan bilgiler VERDA tarafından, Türkiye Barolar Birliği'nin meslek kuralları ve yürürlükteki Avukatlık Kanunu uyarınca sadece bilgi amaçlı olarak sunulmaktadır.
Bu Internet sitesinde yer alan bilgiler, reklam veya diğer bir ticari amaca hizmet etmemektedir ve bu amaçlarla veya Türkiye Barolar Birliği'nin meslek kurallarına aykırı herhangi diğer bir amaçla kullanılamaz. Ayrıca hiçbir şekilde hukuki tavsiye veya görüş teşkil etmez veya bunların yerine geçmemektedir. Burada yer alan bilgilerden hareketle VERDA ve ziyaretçi arasında avukat-müvekkil ilişkisi doğmaz. Son olarak, burada yer alan bilgiler zaman zaman güncel olmayabilir. Hukuki bir konuda sormak istedikleriniz için irtibat bilgilerimizden bize ulaşabilirsiniz.
VERDA’nın bilgisi ve önceden yazılı onayı olmaksızın, bu siteye atıf yapılamaz veya link verilemez.
Sitemizde yer alan tüm bilgiler, bültenler, marka ve logoya ilişkin tüm fikri mülkiyet hakları VERDA’ya aittir ve VERDA’nın önceden yazılı muvafakati olmadan kopyalanamaz, çoğaltılamaz veya kullanılamaz.
Aşağıda detaylarını okuyabileceğiniz Gizlilik Politikamız kapsamında, sitemizi ziyaretiniz esnasında paylaşmış olduğunuz bilgilerin olması durumunda, söz konusu bilgiler sadece sizlerle irtibata geçmemizin gerekmesi halinde kullanılabilecektir. Bunun haricinde üçüncü kişilerle paylaşılmayacaktır.
Bu Yasal Uyarı ve Gizlilik Politikası’nda değişiklik yapma hakkımız olduğunu belirtir, olası değişikliklerin yine burada yayımlanacağının da altını çizmek isteriz.
/ Gizlilik Politikası
Sitemizi ziyaret etmeniz halinde bizimle her hangi bir kişisel veri paylaşmış olmuyorsunuz.
“İletişim” alanımızdan veya info@verdahukuk.com’a mail atılarak yapılan iş başvuruları kapsamında başvurucunun özgeçmişinde paylaşmış olduğu kişisel veriler (kimlik bilgileri, iletişim bilgileri, eğitim bilgileri gibi özgeçmişte bulunan tüm bilgiler) yalnızca iş başvurusu değerlendirmesinde işlenmektedir.
“Online Borç Ödeme” alanımızdaki uygulama üzerinden yapılan yönlendirmeyle yapılan ödemelerde, sisteme girilen kredi kartı bilgileri VERDA tarafından kaydedilmemektedir. Söz konusu alana yazılan ad, soyad ve irtibat bilgileri ise yalnızca, ödeme yapılan dosya kapsamında bilgi verilmesini gerektiren bir durum halinde, size ulaşabilmek amacıyla kaydedilmektedir.
Kişisel verileriniz, ilgili mevzuatın öngördüğü durumlarda düzenleyici denetleyici kurumlara ve resmi mercilere aktarılabilecektir.
İşlenen veriler ve bilgiler, yasal veya sözleşmesel dosyalama süresi sona erdiğinde tarafımızca uygun görülecek yöntemlerden biri ile silinecek, yok edilecek veya imha edilecektir.
Sitemizdeki çerezleri silebilir, devre dışı bırakabilir ya da engelleyebilirsiniz. Bilgisayarlarında çerez kullanımını devre dışı bırakmış ziyaretçilerimiz de internet sitesini kullanmaya devam edebilir. Ayrıca tüm ziyaretçilerimiz VERDA tarafından kendileri hakkında tutulan bilgileri görmek, değiştirmek ya da silmek için info@verdahukuk.com adresine e-posta göndererek talepte bulunabilirler. Talebin kimlik ve adres bilgilerinizi içermesi ve başvuruya kimliğinizi tevsik edici belgelerin de eklenmesi gerekmektedir.
/ COVID - 19
VERDA
COVID – 19 salgınından kaynaklanan risklere karşı aldığımız tedbirler kapsamında, ekibimizin ofiste bulunmaları gerekmedikçe çalışmalarına uzaktan devam edebilmeleri için gerekli tüm teknolojik ve lojistik altyapı devrededir ve müvekkillerimize verilen hizmetlerin herhangi bir gecikme yaşanmaksızın devam etmesi için her türlü önlem alınmıştır. Hali hazırda ofisimizde fiziksel katılımla çalışma yapılmakta olup, binamızda ve çalışma ofislerimizde detaylı dezenfeksiyon işlemi yapılmıştır. Ayrıca ortak kullanım alanları günlük olarak dezenfekte edilmekte ve ozonlama işlemi yapılmaktadır.